Sokak lambasının aydınlığı vuruyor yatağıma. Hafızamda, yakın geçmişte bağlama tutan ellerinin gölgesi vuruyor bir kahvaltı masasına. Demlenmekte olan çayın kokusu, demliğin tıkırtısı vuruyor.

Bundan 6 sene önce bir sokak arasında fırının önünde fırıncısı, polisi Ali İsmail’e vuruyor bir grup eşkıya… Sen tellere vura vura şarkısını, türküsünü söylüyorsun ortak acılarımızın.

Ali İsmail Korkmaz

Sonra birinin yanında sakinleşmeye olan inancım ve isteğim vuruyor yüzüme bir dönüş yolunda. Böyle arayışlarla bir araya gelip, saatin 9’u vurmasıyla ayrılıyoruz vedasız. Sen sabahları sevmiyorsun, ben vefaları…

Ayrılıklarımız hep böyle. İnsan pek çok kez son olduğunu bilmeksizin ayrılıyor bir yerden, kişiden. Son kez olduğunu bilmeden çıkmıştı evinden Ali İsmail, son kez olduğunu bilmeden girdi o sokağa. Metin Altıok son olduğunu bilmeden öptü Zeynep’i yolculuk öncesi ve Zeynep Altıok tekrarı olmayacağından habersiz sarıldı babasına. Ama bazen son olduğunu bilmek de değiştirmiyor sonucu. Dövmeseler, öldürmeseler tanımazdık Ali İsmail’i. Yakmasalar ezber etmezdik belki Metin Altıok’un dizelerini. Acılarda birleşmezdik. Yüzümüz mutfak tezgahına dönük menemen pişirirken çekmezdik burnumuzu “Uyan Alim Uyan” diye mırıldanarak ya da “Kuşlu Gazel” okuyarak.

Metin Altıok

İnsan yaş aldıkça çoğalıyor hafıza. 19 yaşında bir gencin sokak arasında kafasına inen bir yumruk ya da bir otele fırlatılan kıvılcım, hepsi üstesinden gelemediğimiz kabuk bağlamayan birer yara. Evvelsi gün 26 yılın ardından Madımak yangını kavuruyor benliğimizi. 26 yılın ardından hala katliam diyebilmenin erdeminde birleşmek için sesimizi yükseltiyoruz. Hala Hasret Gültekin söylüyor en güzel türkülerimizi. Bağlamanın teline en güzel o vuruyor. Mart 2012’den bu yana zaman aşındı diyorlar, zaman da ölüm de aşınmıyor. Failiyle hesaplaşılmamış yangınlar her geçen gün daha da büyüyor. Küllendirmek adaletin tecelli etmesinden geçiyor.

Büyüyen yangın kesik bir fotoğrafta aydınlatıyor yakılarak tarihe denk düşen şair Metin Altıok’u:

Bedenim üşür, yüreğim sızlar.
Ah kavaklar, kavaklar…

Beni hoyrat bir makasla
Eski bir fotoğraftan oydular.

Orda kaldı yanağımın yarısı,
Kendini boşlukla tamamlar.

Omzumda bir kesik el,
Ki durmadan kanar.

Ah kavaklar, kavaklar…
Acı düştü peşime ardımdan ıslık çalar.

3 Temmuz 55 yaşında bir şair ölüyor. Çocukluğumun son çeyreği, onlu yaşlarımın son yarısında barların afişlerinden etkinliklerini takip ettiğimiz, şiirin genç küflü prensi. Sigara dumanının ardında, şiir okurken durgun sesi, kemikli yüzü, gözlüğü ile ağzımızı açık bırakırcasına yazdığı mısralar dünün merdiveninden yuvarlanıyorlar bugünün gerçekliğine.

Yakarak katledilen şair Metin Altıok’a, 55’inde aramızdan ayrılan küçük İskender’in yazdığı mısralar kalıyor geriye:

Bütün hepsi sarardı, bir seninki hala taze!

Dört kenarı dört ayrı mevsimde kesilmiş!

Makas dolaşmış tenine!

Sağ tarafında, geldiğin evlerin soğukluğu

Sol tarafında, plaja giden kızların şakalaşması

Üst kenarından aşağı sarkıyor bütün güzelliğin

Alt kenarında, sızmış bir şarapçının yazgısı 

Sonsuza dek bende kalacaksın bu senin tek yasal gerçeğin!

Pimi çekilmiş bir el bombası gibi duruyor avcumda resmin!

Küçük İskender

Nereden geldim buraya diye soracak olursanız, vedalar ve acıların toplamı ya işte bu dünya. Ali İsmail 19, Hasret Gültekin 22, Metin Altıok 53 yaşında, küçük İskender 55 yaşında.

Facebook Comments