Bir kişi başka bir kişiyle iyi anlaştığında bu, o iki kişi arasında konuşulmamış ve yazılı da olmayan biz sözleşmedir. İki kişi arasında, köprüden ziyade bir hat, bir kanal oluşmasıdır. O kanaldan birbirine akmak, diğerine/diğeriyle dolmak ve hatta birbirini şekillendirmek bile mümkündür.

Bir kişi bizimle iyi anlaştığında, her iki taraf da bu anlaşmayı sezdiğinde; bu artık bir bağdır, düğümdür. İki ya da tek tarafından fazla çekiştirmek kördüğüme sebep olacağı için ona gemici düğümünden anlayan bir miço gibi bilinçle yaklaşmak, doğru seviyede ve gerginlikte tutmak, böylece işlevselliğini sürdürmesini sağlamak gerekir. Bu bağın işe yaramaya devam etmesi için dengeli, kontrollü olmak bir zorunluluktur. Aksi takdirde düğüm ölümcül bir silaha, belki bir kelepçeye, prangaya ya da bir domuz bağına dönüşebilir. Bu da anlaşmanın, anlaşılabilirliğin sona ermesi anlamına gelir.

Pekâlâ, bir kişi herkesle iyi anlaştığında mı yoksa anlaşma konusunda seçici-geçirgen olduğunda mı insan ilişkilerinde başarılıdır? Sosyal bir hayvan olan insan, hayatta kalmak için her şeyi yapabilir mi? İnsanın sosyal bir hayvan olduğunu söylemek, onu etik değerlerden muaf tutmak mıdır? Hayatta kalmak ve kabul görmek için her yol mubah olabilir mi?

Doğruların, zevklerin, hayat şartlarının hatta gerçekliklerin büyük değişiklikler gösterdiği bir toplulukta herkesin sevdiği renk olmak; ancak ve ancak bir bukalemun gibi renk değiştirmekle mümkün değil midir? Bizi biz yapan, olaylar karşısındaki tutumumuz, durumlarla yüzleşme cesaretimiz, omurgamızın zorlu ve kemikli yapısı, haksızlığa gösterdiğimiz tepki değilse nedir? Hayatta kalmak için renk değiştirmek mi yoksa kuyruktan vazgeçmek, gerekirse bir parçanı geride bırakıp yoluna devam etmek mi daha yücedir?

Fanatik bir siyah severe en mavi halimizle gittiğimizde kabul görme ihtimalimiz ne kadardır? Herkes tarafından kabul görmek bir iyi niyet göstergesi mi yoksa bir duruş bozukluğu, bir omurga problemi midir?

Avuç içi kadar ve ürkek yavru kedilerin, sessiz sedasız Japon balıklarının, çekingen muzip bir çocuğun bile herkes tarafından “en sevilen” ve ya “en kolay kabul edilebilir” olmadığı bir toplumda doğru, güvenilir, saygıdeğer kişi olabilmenin formülü belki ılımlılık olabilir; ama bundan daha önemli, olmazsa olmaz bir şey varsa bu da duruşundan taviz vermemektir.

Bu yüzdendir ki mavinize gelip sizinle mavi olan, başkasının sarısında sarıya dönen, ötekinin siyahıyla karalara bürünen, bir renkten ziyade değişkenliği şiar edinmiş kişilere karşı temkinli olmak hayati bir değer taşımaktadır. Çünkü bu kişiler, hayatta kalmak, kabul görmek, sevilmek, onaylanmak için her şeyi yapmaya hazırdırlar. Bugün yanınızda sizinle aynı renkken, yarın konfor alanlarını bozmamak için size karşı bir tavır takınarak, buz pistinde bir patenci gibi kolaylıkla farklı bir yöne kayarlar. Mücadelenizde yalnız ve terk edilmiş hissedersiniz.

Oysa yalan değildir; bir dönem sizinle birlikte aynı çizgide durmuştur durmasına ama rüzgâr döndüğü anda onun da artık gitme vakti gelmiştir. Kendine daha garanti bir noktada kolaylıkla yer edinmesi, onun için işten bile değildir. O kişi doğru bildiği safı savunarak değil, eksen değiştirerek hayatını sürdürebilir.

Yaşamanın bizler için gün be gün zorlaştığı, dişlilerin her yandan ezdiği, belki vebadan değil ama onursuzluktan kırıldığımız, tutunduğu dallar hep elinde kalmış, gördüğü tatlı rüya kuşak sancısına dönüşmüş, akıntıya karşı yüzmeye çalışan ama çok da yol kat edemeyenleriyiz çağın. Analogla dijitalin, duygu taşımları ile vurdumduymazlığın kesişim kümesiyiz.

Ne dünyada ne yaşadığımız ülkede çoğunluk olamamış, azınlık olmak durumuyla birbirine kenetlenmiş kollarız. Omuz başımızdaki kolun düşmesinden çok bir yabancıya, başka yolun yolcusuna dönüşmesine üzülenleriz. Bu sebeple, safları değiştirmemiz değil sıklaştırmamız gereken şu zor günlerde “bukalemunlara karşı yaşasın kuyruğunu feda eden cesur kertenkeleler!” diyoruz. 

Facebook Comments