Filmin Künyesi

Senarist – Yönetmen: Ali Vatansever

Oyuncular: Saadet Işıl Aksoy, Erol Afşin, Onur Buldu, Kida Ramadan, Ümmü Putgül

Süre : 1sa. 42dk.

 

Kuşkusuz ülkemizin son yıllardaki en önemli meselelerinden biri de Suriyeli mülteciler… Ülkelerindeki savaştan kaçıp gelmiş olan bu topluluğa, ülkece çoğu zaman düşmanca tavırlar sergilediğimiz su götürmez bir gerçek! Kimi zaman işleri elimizden aldıkları için eleştiriyoruz, kimi zaman toplumsal hayata uyum sağlayamadıkları için, kimi zaman da ülkedeki siyasi çekişmelerde taraf tuttuklarını düşündüğümüz için…

Kısacası ülkece, yaşadığımız birçok sorunun temel dayanaklarından biri olarak görüyoruz Suriyelileri! Böylece toplumsal problemlere siyasi ve bürokratik hayatın neden olduğu gerçeğini kolayca görmezden gelebiliyoruz. Örneğin, Suriyelilerin daha ucuza ve güvencesiz çalıştırılıyor olması, bürokrasinin bu duruma göz yumduğu gerçeğini ortaya çıkarır! Değerlendirmesini yapmaya çalıştığım “Saf” filmi de tüm bu tartışma ortamı içinde, işçi sınıfının birbirini nasıl kırabileceğini acı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Filmin ana karakterleri olan Kamil ve Remziye çifti kentsel dönüşümün olduğu İstanbul Fikirtepe’deki bir mahallede oturmaktadır. Mahalledeki birçok ev, kentsel dönüşüm niyetiyle Bulat İnşaat firması tarafından satın alınmıştır. Bu yüzden filmin geçtiği bölge adeta koca bir şantiye alanı gibi ve filmin hemen her sahnesinde rahatsız edici bir inşaat gürültüsü size eşlik ediyor. Bu da kentsel dönüşüm alanlarında yaşamak zorunda kalan insanların nasıl fiziksel olarak da rahatsız edildiğini gösteriyor.

İşçi sınıfı sınıflandırılabilinir mi?

İlk on dakikası gayet sakin olan filmin gerilim noktası, Kamil’in Bulat İnşatta Suriyeli bir işçinin yerine işe alınmasıyla başlıyor diyebiliriz. Film bu noktadan sonra salt bir mülteci sorununa değinmekle kalmıyor, aynı zamanda işçi sınıfının ekmek kavgasında nasıl çelişkiler yaşayabileceğini de gösteriyor. İşe alınan Kamil, Suriyeli Ammar’ın aldığı ücretin aynısını -ve tabii ki düşük ücret- alıyor ve diğer işçiler arasında bu durum hoş karşılanmıyor. Çünkü bu gibi durumlar ortaya çıktıkça işçi ücretlerinde azalma olacağı düşünülüyor! Bunu haklı bir sebep olarak görebiliriz elbette. Fakat yazının başında söylemek istediğim şeyi bir kere daha tekrarlayabilirim! Bu durum ne Kamil’in ne de Ammar’ın suçudur… Bunu çözmek, içinde bulunduğumuz bürokratik hayatın, ekonomik düzenin ve siyasi politikaların sorumluluğundadır! Klasik olacak ama Kamil’i de Ammar’ı da düşük maaşa çalışmak zorunda bırakanlar utansın diyebiliriz!

Kamil’in sadece çalışan işçilerle çatışma yaşamıyor,  Ammar da işi kendisinin elinden aldığını söyleyerek Kamil’i psikolojik anlamda zor bir sürece sokuyor. Bununla da kalmayan Ammar bir gün Kamil’in kolundan tutup ailesinin yaşadığı harabeyi gösteriyor! Fakat insani yaşam şartlarını göz önüne aldığımızda Kamil ve Ammar aynı skalada diyebiliriz. Ve işte çelişki de burada başlıyor…

Ammar’ın da Kamil’in de kendince haklı sebepleri var… Film bu noktadan itibaren seyirci üzerinde daha da etkili olmaya başlıyor ve Ammar -Kamil ilişkisinin nasıl sonuçlanacağı merak ediliyor. Bu merak Kamil’in ortadan yok olmasıyla zirveye ulaşıyor ve bazı sorular seyircinin aklını kurcalıyor. Kamil’in ortadan yok oluşundan Ammar mı sorumludur? Kamil eşini mi terk etti, yoksa öldü mü, öldürüldü mü? Öldüyse cesedi nerede?

Seyircide, Kamil’in ortadan yok oluşundaki tek unsurun Ammar olduğu hissi yaratılmak istenmiş. Bu da filmi izleyici açısından cazip hale getiriyor diyebiliriz. Birçok seyirci, Ammar’ı katil olarak zihninde kodlamış olabilir. Fakat bunu insanların zihnine kodlayan şey, Ammar’ın Suriyeli olması mı, yoksa bakmak zorunda olduğu bir ailesinin olması mı?

İşçi ölümleri liberal düzenin çare aradığı bir mesele değil!

Ali Vatansever’in ikinci uzun metraj filmi olan Saf, Kamil ve eşinin kentsel dönüşüme karşı direnişini anlatırken, etnik çatışmaları da bizlere yeniden hatırlatıyor. Suriyeli işçileri de işçi sınıfı çatısı altında düşünmek gerektiğini vurgulayan film, sistemin yarattığı düzeni de eleştiriyor. Nitekim Remziye’nin polis merkezinde memurlarla yaşadığı diyalog bize çok şey anlatıyor. Öte yandan, Ammar’ın cezaevi görüşünde Remziye’ye “…Eğer o olayda ölen ben olsaydım bir Suriyeli öldü deyip geçiştireceklerdi.” sözlerini de boşa çıkarıyor filmin anlatısı. Kamil kaybolduktan sonra, iş kazası sonucu ölmüş olacağı ihtimali de polisin tutumunda herhangi bir değişiklik yaratmıyor. Dolayısıyla işçi ölümleri liberal düzenin çare aradığı bir mesele değil! Kamil de Ammar da bu düzen içinde aynı statüde.

Filmin bizlere sorgulatmak istediği ana soruları şöyle sıralayabiliriz; Kamil nasıl oldu da bir başkasının ekmeğiyle oynayabildi? Kamil neden bir saf tutmak zorunda kaldı? İşçi sınıfı neden birbirini kırmak zorunda kalıyor?

Elbette bu sorulara cevap bulmak; meselelere sadece gündelik çözümler üretmekle eşdeğer tutulamaz. Ciddi bir sistem eleştirisi ve politik birikim gerektirir. Filmin başarısı da bence bunu izleyicinin gözüne sokmadan anlatabiliyor olması. Öte yandan filmi, her geçen gün daha da yabancılaşmaya başladığımız hayatları/hayatlarımızı bize yeniden gösterdiği için de sevdiğimi söyleyebilirim. Dolayısıyla bu meselelere duyarlı olan herkesin Saf filmini izlemesi gerektiğini düşünüyorum.

Küçük bir not: Filmde yer alanların oyunculuklarını çok beğendiğimi söylemeliyim. Onur Buldu’nun böyle güzel filmlerde rol alması sevindirici.

Facebook Comments