“Sanat Vincent’in yetişme tarzının bir parçasıydı çünkü ailedeki amcalardan çoğu sanat simsarıydı. Bu yüzden Vincent, üç kız ve iki erkek kardeşi ile büyürken, sanat ve din onların yaşamının bir parçasıydı. Vincent resim yapmaya başlamadan önce birçok şey denedi. Ailenin sanat simsarlığı işinde çalıştı; dine dönük misyonerlik yaptı; Güzel Sanatlar Akademisi’ne kayıt oldu. 1880’ de 27 yaşındayken Vincent ağır bir depresyona girdi. Ailenin galeri işinde başarısız olmuş, bir öğretmen olarak da verimli olamamış, aşkta kaybetmiş ve misyonerlikte de başarılı olamadığından bir sanatçı olmaya karar vermişti.” David Spence

Rhone’deki Yıldızlı Gece, 1888
Vincent bu gece sahnesini günümüzde Starry Night (Yıldızlı Gece) adıyla ünlü olmadan yaklaşık bir yıl önce yapmıştır. Yıldızların parıltıları nehir kenarındaki binalardan çıkan yapay ışıklarla yarışmaktadır.

Sanatçı ve Dönemi’nde Dünya 

1880 yılında Vincent van Gogh sanatçı olmaya karar verdiği yıllarda dünya, Britanya ve Fransa gibi Avrupalı imparatorluk güçlerinin yeni toprakları sömürgeleştirmesiyle hızla değişiyordu. Afrika bölünüyor, Fransa kendi topraklarından daha büyük olan Kongo sömürgesini yaratıyor ve Otto von Bismarck tarafından yönetilen Prusya, Fransa’yı yenmiş ve yeni Almanya Cumhuriyeti’ni kurmak üzereydi. Dünya Alexander Grahan Bell tarafından icat edilen telefona, Thomas Edison’un 1877’de bulduğu ilk kayıt yapan fonografa ve elektrik lambasına tanıklık ediyordu. Gustave Eiffel ise Özgürlük Heykeli’ni Paris’in banliyölerinden birine dikiyordu o yıllarda. Sonrasında da Eiffel yapılacaktı. Britanya ise o zamanlar denizlere hükmettiği için dünya ticaretini de elinde bulunduruyordu ve çok güçlüydü.

Bilimdeki ve mühendislikteki gelişmeler, insanların çalışma ve yaşama tarzlarını ve hayatın akış hızını gittikçe değiştirmeye başlıyordu.

Yıldızlı Gece, 1889
Vincent geceleyin gökyüzünün nasıl olduğunu kardeşine yazdığı bir mektupta şöyle anlatmıştır: “O mavi derinlikte yıldızlar yeşilimsi sarı, beyaz, gül renginde parlıyordu. Buradakiler memlekettekilerden hatta Paristekilerden bile daha parlak ve mücevher gibiler… Bunlara pal diyebilirsin hatta elmas, lapis lazuli, yakut safir de… “

“Her şeye rağmen tekrar yükseleceğim…”

Hollandalı papaz Theodorus van Gogh’un oğlu Vincent,  Güney Hollanda’nın bir köyü olan Zundert’te, 30 Mart 1853’te dünyaya gelmiştir.

1857’de ise Vincent’in ölümüne dek ona bağlı kalan ve her konuda ona destek olan abisi Theo doğar. Theo hayatını Paris’te sanat simsarlığı yaparak geçirdi. Resim yapmaya devam edebilmesi için belirli aralıklarla kendi bütçesinden Vincent’e para gönderirdi. Vincent’e çok bağlıydı ve 1890’ da doğan oğlunu Vincent Willem adıyla vaftiz etmiştir. Vincent’in ölümü O’nu çok etkilemiştir ve Vincent’ten sonra sadece 6 ay yaşayabilmiştir.

Vincent van Gogh Otoportre, 1889

Ailedeki amcalarının çoğunun sanat simsarı olması nedeniyle Vincent ve Theo’da bu yolda ilerleyecek ve Vincent 1869’da henüz 16 yaşındayken baskı grafikleri üzerine çalışan Paris’teki sanat yayıncısı Goupil&Cie şirketinin The Hague şubesine çırak olarak girecektir. Vincent’in vaftiz babası ve erkek kardeşi de o şirkette çalışıyordu. 1873’de ise şirketin Londra şubesine transfer olan Vincent Londra’dayken ev sahibesinin kızı Eugenie Loyer’e aşık olur. Bu kadının Vincent’i reddetmesi, O’nun depresyona girmesine neden olur ve sonunda işinde gösterdiği düşük performans nedeniyle 1876 yılında işinden kovulur.

Asistan öğretmen olarak iş bulduğu İngiltere’deki Ramsgate’ye gider. Okul, Londra’ya taşınır ve Vincent de Richmond Kilisesi’ne girer ve misyonerlik yapmaya başlar. Fakat bu işte de oldukça başarısızdır. 1880’de sanatçı olmaya karar verir ve Güzel Sanatlar Akademisi’ne kaydolmak üzere Brüksel’e gider fakat okuldaki öğretmenler, Vincent’in resimlerini çok başlangıç düzeyinde bulacaklardır ve öğretmenlerini de etkilemeyi başaramayan Vincent orada da çok kalmayacaktır.  Nisan 1881’de kuzeni Kee Vos’a aşık olduğu Etten’deki evine dönmeye karar verir fakat yine bu aşk da kuzeninin onu reddetmesiyle hüsranla sonuçlanacaktır.

Hague Yılları

Ve kardeşi Theo’nun ekonomik yardım sözüyle sanatçı olarak yeni kariyerine başlamak için Kasım 1881’de Hague’ye taşınır ve resim dersleri alır. Sian Hoornick adında bir hayat kadınına aşık olur. Sian ve kızıyla birlikte yaşamaya başlar. 1883’te Sian ile yolları ayrılır. 1884’te komşusu Margot Begemann ile olan ilişkisi de Begemann’ın intihar girişimiyle hazin bir şekilde son bulacaktır.

Çiftlik Evleri, The Hague, 1883

1885’te babasını kaybetmesinin ardından “The Potato Eaters” tablosunu yapar ve Antwerp’e taşınır. Yeniden Güzel Sanatlar Akademisi’ne kaydolur, fakat öğretmenleri yine eserlerine ilgi göstermez.

The Potato Eaters, 1885

Paris Yılları

Bunun üzerine 1886’da Theo ile birlikte Paris’te aynı eve taşınır. Paris’in çok yönlülüğü Vincent için şüphesiz bir değişiklik olmuştu. Henri Toulouse – Lautrec ve noktacı ressam Paul Signac, Paris’te kaldığı 1886 ve 1888 yılları arasında Vincent’in yakın arkadaşları oldular. Sanattaki yeni devrimin her öğretisi Paris’ten çıkıyordu. Ancak Vincent birçok tarzı denerken kendine özgü tarzını da geliştirmiştir. Gauguin ile iyi arkadaş olur. Vincent sanat simsarlığı yaptığı dönemlerde sanat dünyasında olup bitenlerden haberdardı ve 19. Yy ın sonlarında Paris o dünyanın tam da merkeziydi. Vincent 1886’da Paris’e taşındığında Monet, Pissarro ve Sisley gibi ilk gerçek Empresyonistlerin tablolarını satmaya yardım eden kardeşi Theo sayesinde birçok sanatçıyla iletişime geçmiştir. Vincent Empresyonistlerin sevdiği resim tarzı olan “plein air (açık hava)” yöntemine kendi kendine deneyerek başlayacaktı.

Japon serisi: Çiçek açan erik ağacı, 1887
Vincent bu tablosunu Paris’te yapmıştır. O dönemde Japon sanatı çılgınlığı birçok sanatçıyı etkilemişti.

Vincent Paris’e geldiğinde Monet 46 yaşındaydı ve ünlü bir sanatçıydı. Empresyonist akımın adını aldığı izlenimciliğin etkisindeki “Sunrise” adlı tablosu yaklaşık 13 yıl önce yapılmıştı. Empresyonist ressamların etkileri Vincent’i renklerle çalışmaya ve “plein air” resimlerine yönlendirdi.

Sunrise, Monet

Vincent sanat hayatı boyunca geçimi için ailesine ve arkadaşlarına bağımlı olarak yaşadı. 28 yaşındayken kendisine ekonomik olarak destek olacağını söyleyen kardeşi Theo sayesinde resim yapmayı öğrenmeye karar verdi. Bu destek Vincent’in ölümüne kadar devam etti. Vincent’in resme olan ilgisi, tıpkı kiliseyle ve kadınlarla olan talihsiz ilişkileri gibi yoğun ve acılıydı.

Boyalarını Paris’teki Julien Tangu’nun dükkanından satın alırdı. Bir idealist ve eski bir komünlü olan Tanguy, Vincent’in ve o dönemin sanatçılarının desteğe ihtiyaçları olduğunu düşünüyordu. Vincent bazen Tanguy’un boyalarına karşılık resimlerini verirdi. Tanguy’un dükkanındaki arka oda aynı zamanda galeriydi ve günümüzde 20. Yy sanatının kurucuları olarak gördüğümüz Van Gogh, Seurat ve Cezanne gibi bazı sanatçılar resimlerini Pere Tanguy ile sergilediler.

Pere Tanguy, 1887

Arles Yılları

Vincent Paris’te Theo’yu rahatsız ettiği düşüncesiyle 1888 şubatında kafasında bir sanat kolonisi kurma hayaliyle Güney Fransa’daki Arles’e taşınır. Zengin sanat simsarı amcası ölüp de Vincent’e para bırakınca bu para derhal Arles’teki sarı evde bulunan kiralık odaların tadilatına harcandı.

L’Anglois Bridge at Arles with Women (Arles L’Anglois Köprüsü’nde Çamaşır Yıkayan Kadınlar), 1888

Vincent birlikte yaşamak için Gauguin’i sarı eve davet etti ve Gauguin, Theo’nun kendisine ekonomik yardımda bulunduğu sürece Vincent ile kalmayı kabul etti. Fakat Gauguin, Vincent’in çalışmaya adanmış sanatçı topluluğu düşüncesini paylaşmıyordu. 

Café Terrace at Night, Arles, 1888… Gece yarısı meydandaki şövalesini kurduktan sonra Vincent tarafından yapılan bu resimde gazlı lambaların ışıkları kafe tentelerini “sülfür sarısı ve kalker yeşili” ile doldurmaktadır. Vincent bunu şöyle anlatır: “…güzel mavi, mor ve yeşil renkler dışında siyah renkli hiçbir şeyin olmadığı bir gece resmi…” Arles’te ılık bir eylül akşamı ve bir düzine insan kafe terasında oturmakta ve garson müşterilerin arasında dolanmaktadır. Taş yol figürleri, yıldızlı gökyüzünün altında uzanmaktadır.
Arles’teki Place Lamartini’de bulunan gece kafesi,1888 Kardeşi Theo’ya yazdığı mektup resmin ardındaki niyeti açıklamaktadır: “İnsanlığın korkunç tutkularını kırmızı ve yeşil renklerle ifade etmeye çalıştım.”
Vincent’in Arles’teki yatak odası, 1889

Gauguin, Ekim 1888 de geldi ve sadece 2 ay sonra 23 Aralık’ta tekrar döndü. Gauguin, Arles’ten ayrılmaya karar verdiğinde Vincent arkadaşını bir jiletle tehdit etti. Gauguin oradan ayrıldı ve Vincent kulak memesini bir jiletle kestikten sonra onu gazeteye sardı ve bunu yakınlarda çalışan bir hayat kadınına verdi. Hayat kadını polisi aramasaydı ve polis Vincent’in evine gelip onu bulmasaydı kan kaybından ölürdü.

Dr. Rey, Vincent’in kulağının bir kısmını kestikten sonra gittiği hastanede kulağını diken doktordu.

Bu kriz, Vincent’in ölümüne kadar devam eden krizlerden sadece biriydi.

Bandajlı kulağıyla otoportresi, 1889
Bu tablo Vincent’in Arles’teki sarı evinde yapılmıştır. Ve kulakmemesini kestikten sonraki halini tasvir eden ünlü tablosudur.

O zamanlar sanatçılar ve hayat kadınları toplum tarafından aynı şekilde reddediliyorlardı ve Vincent toplum tarafından dışlanan bu insanlara yakınlık duyuyordu.

St. Remy Yılları

Gauguin Arles’ten ayrılınca Vincent’in sanat kolonisine dair bütün umutları söndü. Yine yalnız kalan, depresyondan muzdarip olan ve 1889 Mayıs ayında gerçek bir sinir krizi yaşayan Vincent kardeşi Theo’nun parasını ödediği iki odada yaşayarak St. Remy’deki akıl hastanesine kendi isteğiyle yattı. Vincent hayatının sonuna kadar sinir krizleri geçirmeye devam etti. 

Çiçek açan badem ağacı, 1890
Şubat 1890’daölümünden birkaç ay öncesinde St. Remy akıl hastanesinde yapılan bu basit “çiçek açan badem ağacı” resmi, kardeşi Theo’nun Vincent adını da taşıyan oğluna doğum günü hediyesi olarak yapılmıştır. Bu tablo Japon tarzının etkisini açık bir şekilde gözler önüne sermektedir.
Wheat Field with Reaper (Orakçının olduğu buğday tarlası), 1889

Vincent’in orada yatak odası ve stüdyosu olmak üzere 2 odası vardı ve Theo buraya yılda 800 frank ödüyordu. Manastır olarak inşa edilen bina, o dönemde hastalara uyguladığı gelişmiş tedavisiyle biliniyordu. 

Wheatfield Under Thunderclouds (Bulutlu Gökyüzünün Altındaki Buğday Tarlası), 1890

1889 Temmuz ayında açık havada resim yaparken bir kriz daha geçirir ve baygınlık sonrası bilinç kaybına uğrar.

3 Eylül 1889‘da tabloları Paris’teki Salon des Independants’ta sergilenir.

Aralık 1889‘da birkaç kriz daha geçirir ve boya yiyerek kendisini zehirlemeye kalkışır.

Ocak 1890‘da tabloları Brüksel’deki Les Vingi’de sergilenir. Hayattayken satılan ilk ve tek tablosu olan “The Red Vineyard” 400 Frank’a alıcı bulur.

Red Vineyards at Arles ( Kırmızı Üzüm Bağları), 1888

Mart 1890‘da 10 adet tablosu Salon des Independants’ta sergilenir. Monet, Vincent’in resimlerini sergideki en güzel resimler olarak yorumlar.

Auvers Yılları

Gachet, Vincent’in yakın bir arkadaşıydı ve O’nun tablolarını topluyordu. O’nun bu desteği Vincent’i Mayıs 1890’da Paris yakınlarındaki Gachet’in memleketi Auvers- sur- Oise’ye taşınmaya ikna etti. Arles’teki korkunç depresyon ve cinnet döneminden sonra, Vincent Gachet’in yardımıyla Vincent, Auvers’te yeni bir hayata başlamıştı. Gachet, arkadaşlıkla kalmıyor aynı zamanda Vincent’i eserlerinin eşsiz olduğuna da ikna ediyordu.

Vincent Auvers’te intihar etmeden birkaç gün önce, kargaların gökyüzünde mücadele ettiği bu koyu, mutsuzluk ifade eden resmi yapmıştır.

Vincent ölümünden önce Auvers’te kaldığı dönemde 70 tane resim yapmıştır.

Dr. Gachet, 1990
St. Remy, Saint Paul Hastanesi’nin Bahçesi 1889

27 Temmuz 1890‘da akşam yürüyüşü için dışarı çıkar ve kendisini göğsünden vurur. Dr. Gachet’in O’na pansuman yaptığı ve yatağına yatırdığı Ravoux’daki kafede bulunan odasına döner. Ertesi günü yatağında pipo içerek geçirir ve Theo O’nu teselliye gelir.

Nuenen’deki Parsonage Bahçesi, 1884

29 Temmuz 1890 gecesi ise hayatını kaybeder. 

Vincent’in Tutkusu

Şüphesiz ki Vincent en çok ayçiçeklerini resmetmeyi sevmiştir. Tutkulu olduğu sarının tonlarını en iyi ondan yakalarken kendini iyi hissettiğini yine Theo’ya yazdığı mektupların birinde dile getirir. Arles’te yaşarken Gauguin yanına gelmeden önce arkadaşının odasını hazırlarken birçok ayçiçeği tablosu yaparak Gauguin’in odasına asmıştır. Gauguin de yine Vincent’e verdiği değeri göstermek için resmetmek amacıyla birçok ayçiçeği tohumu siparişi vermiştir. 

Sunflowers, 1890

Vincent van Gogh’un hayatını anlatan filmler

Vincent’in hayatını anlamak, resimlerini yaptığı yerleri adımlamak, tek tek izlemek, sahneleri bir de hareketli yakalamak adına bu filmler o kadar boşluk doldurucu ki… Özellikle Kirk Douglas‘ın Vincent rolünü üstlendiği 1956 ABD yapımı Lust For Life filmi bizi yakından Van Gogh’un hayatının içine sürükler. Fakat görüntü kalitesi 2009 yılında yapılan Van Gogh: Brush with Genius filmi kadar iyi değildir. Belgesel niteliği taşıyan son filmde Vincent’in çalışmalarına tutkuyla bağlı olan ve resim yaptığı yerleri tek tek adımlayan film yapımcısının ve Vincent’in kendi adını taşıyan müzesinin alt katında yıllar boyunca eskizlerinin ve Theo’ya gönderdiği Fransızca mektupların analizini ve çevirisini yapan bir çalışan üzerinden Vincent’in hayatına odaklanır. Renklerine ve yaşadığı yerlere bu belgeselde daha iyi odaklanılabilirken Lust For Life filmi hayatındaki detaylı olayları daha iyi işlemiştir. 

Ayrıca Breakthru Film‘in, Loving Vincent adıyla Vincent Van Gogh’un hayatının anlatılacağı, dünyanın ilk uzun metraj yağlı boya animasyon filmine başladığını ve Vincent ile ilgili yeni bir çalışmanın daha hayranlarına kazandırılacağının haberini aşağıdaki fragmanla duyurdu. 

Kaynak: vangoghmuseum; Van Gogh, Sanat ve Tutku, David Spence; Loving Vincent

Facebook Comments