Bu etkileyici belgesel, Judy Chicago’dan Margaret Harrison’a 70’lerdeki kurulu düzeni reddeden kadın sanatçıların hikâyelerini anlatıyor.

Bir sanat belgeselinin isyan gibi hissettirmesi pek alışılmış bir durum değil, fakat Rebel Women: The Great Art Fightback (BBC4) bu hissi anarşist bir zevkle iletmeyi başarıyor. 1970’lerdeki feminist sanat akımın patlaması hakkında bir eğitim olmakla beraber, kadın sanatçılarının ürettiği, sınırları yıkan radikal ve devrimci çalışmaları gözler önüne seriyor.

“Biz güzel değiliz, biz çirkin değiliz, biz öfkeliyiz!”

Kadınların oy kullanma hakkını elde etmelerinin 100. yılına işaret eden, BBC’nin “Hear Her (O’nu Duy)” sezonunun bir parçası, kurulu düzeni kabullenmeyi reddeden bir kadının hikâyesini anlatıyor. Janis Joplin’in çığlığıyla giriş yaparken aslında değişimin 1960’lardan beri ortalıkta dolaştığını bize hissettirse de Miss World 1970’te yaşanan kötü şöhretli olayları hızlandırıcı olarak görüyor ve bir başlangıç noktası olarak ele alıyor.

Özellikle bu protestonun gelecek on yıl boyunca kadın sanatçıların eserlerinden sorumlu olduğu düşüncesi pek ikna edici olmasa da bu protesto başlamak için iyi bir nokta ve güzel bir arşivsel araştırma.

Feminist artists at The Woman’s Building, LA, California – Rebel Women: The Great Art Fightback on BBC Four. Photograph: BBC/What Larks Productions Ltd

Miss World sunucusu Bob Hope’un kötü gülüşünün altından “sığır dükkânı” (kadınların yalnız cinsel çekicilikleri ile yargılandıklarını belirten bir söylem) demesi esnasında feministlerin kalabalığın içinden havalı kornalar çalıp un bombaları fırlattıklarını görmek, “biz güzel değiliz, biz çirkin değiliz, biz öfkeliyiz!” naralarını duymak duygularımız için tam bir ziyafet.

Margaret Harrison

Erken dönem çalışmaları fazla açık seçik olduğu için polisin eserlerini galeri duvarından indirme emri vermesinden 50 yıl sonra, Bilbao’da geçmişteki eserlerini kapsayan büyük bir retrospektif toplantısı düzenliyor. Harrison, iğneleyici zekâya sahip olan çekici bir karakter. Miss World protestosunun eğlencesini ve muzipliğini, yanındaki bir kadının göğüslerinde ampuller olduğunu ve kadının ampulleri açıp kapadığını hatırlıyor.

Harrison, ünlü “kadın kıyafetleri içinde erkek” tablolarının –Kaptan Amerika, dünyayı penisi dışarıda, yüksek topuklular ve korseyle kurtarmaya çalışırken- müstehcenlik riski taşıdığı için kaldırıldığını hatırlayınca bıkkınlığını hala yüzünden okuyabiliyorsunuz. “Tanrı aşkına, ne yaparsam yapayım kazanmamın bir yolu yoktu.” diyor. Ve hatırlatalım, çalışmalarının yaklaşık 25 yıl gösterilmesi yasaklanmıştı.

Judy Chicago

1979’da kötü şöhretli üçgensi döşemesiyle batı uygarlığındaki kadınların başarılarına bir övgü niteliğinde olan “The Dinner Party” eserini görmek için kalabalığı toplamıştı. Fakat daha sonra bu eser, eleştirmenler (çoğu erkek) tarafından şiddetle eleştirilmiş ve 2007’ye kadar kalıcı bir yuva bulamamıştı.

 Judy Chicago in Rebel Women: The Great Art Fightback. Photograph: BBC/What Larks Productions Ltd

Chicago, mükemmel bir güç ve esaslı bir ses. California’da yürüttüğü feminist sanat kurslarındaki hikâyeleri inanılmaz derecede eğlenceli. Fresno havaalanında toplanarak danslarıyla “C-U-N-T” (vajina için kullanılan argo bir kelime) yazan amigo kızlardan; kadınların kendilerini nasıl tanıtmaları, duyurmaları gerektiğine, var olduklarını ve büyük olduklarını insanlara nasıl göstermeleri gerektiğine kadar her konuda düşüncesini anlatıyor. “Ah tanrım, sanki kaynayan bir tencerenin kapağını kaldırmışım gibiydi.” diyor Chicago.

Chicago’nun öğrencilerinden olan Suzanne Lacy’nin çalışması “Three Weeks in May’ (Mayıs’ta Üç Hafta)” Los Angeles’taki tecavüz vakalarını belgeledi. Lacy bir saldırının bildirildiği her yere harita üzerinde kırmızı damgalar bastı, henüz gerçekleşmemiş fakat olma ihtimali olan yerleri de daha silik damgalarla belirtti.

Ayrıca Carolee Schneemann ile büyüleyici bir röportaj da var.

Schneemann, 1975’teki performansı Interior Scroll’da, vajinasından uzun bir kâğıt parçası çıkarırken onu okumuştu. “Hayatımda çok probleme yol açtı ve büyük ihtimal bir sürü öğretmenlik işi fırsatını kaçırmama sebep oldu” diyor. Erkek sanat kuruluşları tarafından reddedilmesi yanında bazı kadın eleştirmenler de ona “fazla yapmacık, müstehcen ve kafa karıştırıcı” olması sebebiyle sırtını döndü. Her ne kadar belgesellerin “kadınların birbirlerini desteklemesine ve kişisel hikâyelerini bir kenara bırakıp değişim için beraber çalışmalarına” yoğunlaştığını görmek mutluluk verici olsa da, bu olay Schneemann’a musallat olmaya devam ediyor gibi.

Lubaina Himid – who won the Turner prize in 2017 – features in Rebel Women: The Great Art Fightback. Photograph: BBC/What Larks Productions Ltd

Rebel Women’ın BBC4’te bir araya sıkıştırılmış olması; bu hikâyelerin ve çalışmaların kaçınılmaz, açık sözlü doğasının yeterli sayıda insana yeterince güçlü bir dille duyurulamamış olması büyük bir ayıp. Ama belki de Rebel Women, bu tarz birçok sanat çalışmasının bir zaferi sayılabilir ve bu çalışmaların günümüzdeki ateşleyici gücünü ve kapasitesini ortaya koyabilir.

Kaynak: theguardian

Facebook Comments